Modern yaşam tarzının gelişmeye devam etmesi ile birlikte sağlık sorunları da yeni boyut kazanmaya başladı. Yiyeceklerimizin çoğunluğunu daha rafine, daha işlenmiş, daha katkı maddeleri içeren ürünler oluşturmaya başladı. Şeker ve şekerli ürün çeşitleri inanılmaz boyutta arttı.Tükettiğimiz taze sebze ve meyvelerin büyük bir kısmı hormonlu. Tüm bunlara ilave olarak kimyasal kirleticilerle dolu havanın solunması, toprağın ve suyun ağır metallerle kirlenmesi, cep telefonu, kablosuz internet, baz istasyonlarının yol açtığı elektromanyetik kirlilik ve her yerde mevcut stres yaratan koşullar. Tüm bunlar nasıl bir çevrede yaşadığımızı gösteren parametrelerden sadece bir kaç tanesidir..
Böyle bir ortamda yaşamanın bedeli genelde; erken yaşlarda ve artarak ortaya çıkan hastalıklardır.
Hastalık bir şeyin dengesinin bozulduğunu bize anlatma yoludur. Vücut kendisine doğru araçlar verildiğinde kendini iyileştirme yeteneğine sahiptir. Ancak modern toplumun sorunu nedenlerin üzerine gitmek yerine ortaya çıkan belirtilerle ilgilenmeye eğilimli olmasıdır.
pH seviyesi vücuttaki denge sistemlerinin en önemlilerinden biridir. Alınan besinlerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan asiti nötralize etmek için vücut bir dengeleme sistemi yaratır. Bu dengeleme prosesi için bir çok besin yapı maddesi ile birlikte potasyum, sodyum, magnezyum, kalsiyum gibi elektrolit mineraller de kullanılır.
Zaman içinde, daha fazla tüketilen asit yapıcı yiyeceklerden, zihinsel ve duygusal stresten dolayı bu elektrolit mineral rezevleri tüketilmeye başlar. Artık bir seviyeye indikten sonra vücut denge halini tutmakta yetersiz kalır.
Vücudumuzun hayatta kalma konusunda hiyerarşik öncelikleri vardır. En önemli metabolik özelliklerinden biri ise spesifik pH seviyesinin korunmasıdır.
Elektrolik mineraller vücudumuzun metabolik fonksiyonlarını yerine getirmesi açısından hayatı öneme sahiptir. Vücutta yeteri kadar rezev olduğu zaman herhangi bir problem yoktur. Ve genelde gençken yeterli rezerve sahibizdir. Ancak rezevler rafine, hazır ve doğal olmayan asit üretici gıdaların tüketilmesiyle zaman içinde azalmaya başlar. Böyle durumda pH seviyesinin dengede tutulabilmesi için vücut bu önemli mineralleri kemik ve hayati organlardan almaya başlar. Bu nokta vücut dengesinin bozulmaya başladığı ve dejenaratif hastalıkların oluşması için uygun ortamın oluştuğu andır. Bu döngünün devam etmesi bağışıklık sistemini, dolayısıyla vücudun virüs ve bakteriyel enfeksiyonlarla savaşma yetisini de olumsuz etkiler.
Sağlığımızı olumsuz etkileyen dış çevre koşullarını değiştirme imkanımız fazla olmasa da vücutta tüketilmiş elektrolit mineral rezevlerini tekrar doldurma şansını yakalayıp bu olumsuz gidişi tersine şansımız olabilir.. Alkali atık bırakan yiyecekler tüketerek boşalan rezevlerimizi yenileyebiliriz.
Çoğunlukla taze sebze ve meyvelerden oluşan bu diyet kaybettiklerimizi yerine koymada yardımcı olsa da en etkili yolun pH değeri yüksek alkali su içmekten geçtiği anlaşılmıştır.